rayından çıkan yaşamlar, gerçekler ve acıtıcılığı

kişisel tanıtım cümlelerine hiç gerek duymadan ve zihinlerinizi gereksiz ve bir o kadar basit ayrıntılarla doldurmadan hikayeme geçmek isterdim fakat ilk olarak üzerinde durulması gereken asıl mevzu bunun bir hikaye olmadığıdır. yeni yetme gençler çoğunlukla macera peşinde olduklarından türlü türlü şeyler yazıp paylaşıyorlar fakat anlaşılıyor ki bunlar küçücük hayal dünyalarında canlandırdıkları şeyler. gençlere not: bizim gerçekleşmesini isteyip hayalini kurduğumuz olaylar, hayal etmekten veya arzulamaktan vazgeçtiğimiz anda gerçekleşirler. bu hayatın siz bana bakarken soyunamıyorum deme biçimidir. bu kısa ama anlamlı vecizeden sonra sosyal mesajımızı verip vicdanın rahatlığını sağladığıma göre olayı anlatmaya başlayabilirim.22 aralık 2011 saat gece yarısını geceli epey oluyor. uykusuzluk mütemadiyen yaşadığım bir problem ve yine o gecelerden birini yaşıyordum. elbette sizde gün içerisinde vücudun alabileceği miktardan daha fazla nikotin aldıysanız bu sizinde başınıza gelebilir. sitelerde gezinirken ( ki bu siteler sizin tahmin ettiğiniz gibi açık seçik siteler değil tamamen entelektüel mahiyette paylaşımları olan, günceli tartışan sitelerdir) gözüme herhangi bir şey takılmadı. ordan oraya zaplamaktan sıkılıp murat menteşin ’ korkma ben varım’ adlı kitabını alıp yatağıma geçtim. ne kadar okuduğumu hatırlamıyorum fakat en son saate baktığımda 4.21 gibi bir şeydi. alarmla uyanıp çabucak giyindim. akıl en yorgun olduğu gecelerin sabahında hiç olmadığı kadar güçlüdür’ derler. doğruluğunu anladım. alelacele giyinip dışarı attım kendimi ki okula yetişebileyim. 23 yaşımdayım 2.üniversitemi okuyorum ve birkaç kelime ile ifade edilecek olursam bunlar kesinkez şu kelimeler olurdu: melankolik, yakışıklı, suratsız, kimseye yüz vermeyen vs vs.
yakışıklıyım ama aynı zamanda bilgi birikimli fakat bunlardan asla zevk almayan olsa olsa belirli bir çıkarım söz konusu ise döktürmekten çekinmeyen biriyim. otobüsü beklerken bir sigara yakayım dedim-sigarayı yaktım ki aracın geldiğini fark ettim. derin iki nefes çekip arabaya attım kendimi. her zamanki gibiydi. suratsız insanlar, yaşamlarından memnun olmayanlar, çalan teyp ve arka koltukların daima boşluk kokan yalnızlığı. ücreti verip en arkaya oturdum. karl marx’ın ’ kapital’inin 1.cildine başlamıştım. kitabı çıkarıp daha önce altını çizdiğim yerlere göz atıyordum. okumaya devam ediyordum ki keskin bir koku burnumun ırzına geçti neredeyse. sabahları kahvaltı yapmam genellikle ve eğer aç bir mideyle otobüs yolculuğu yapıp ağır kokulara maruz kalacaksanız , koku misk kokusu bile olsa, rahatsız olmamanız mümkün değildir. bakışlarımı kitaptan ayırıp otobüsü taradım. arka koltukların boş olmasından dolayı yönelip 3 adımda oturdu. bakır rengi saçlar, buğday ten, siyah bir bluz-çatal gözler önünde- siyah pantolon ve lacoste olduğunu fark ettiğim ayakkabılar. göğüsleri orta karardı ne çok büyük ne de küçük. ama onlara baktığınızda dokunmamak,okşamamak için zor tutuyordunuz kendini. velhasılı kelam kadını görünce marx falan kalmadı aklımda. ne sömürülen işçi sınıfı ne kapitalistler ne emek…kendimi hitler gibi hissettim. ikimizinde odaklandığı tek bir nokta vardı: o alman ırkının üstünlüğünü tüm dünyaya kanıtlayıp üstün ırk kavramını canlandırmaya çalışıyordu ben ise tüm varlığımla bu kadını tanımak istiyordum. umutsuz ama vazgeçmeyecek kadar da cesurdum hayalimi gerçekleştirmek adına . otobüs kızılay durağında durunca birkaç yolcu daha arkaya doğru ilerledi ve kadın yanıma oturmak zorunda kaldı. göz ucuyla kitaba baktmaya çalıştığını hissediyordum. kafamı çevirip ona bakmamla ağzımın ve gözlerimin mükemmel senkronizasyonu çalışmaya başladı. bir yandan gözlerinin içine bakıp bir yandan da şunları geveliyordum.
– marks, karl marx. kapital 1.cilt. okudunuz mu?
sevecen bakıyordu ukala tavrıma rağmen. sordu sonra:
–kimmiş bu marx, ne anlatıyor kitabında?
ben:- toplumsal sistemleri analiz eden biri marx. bir ekonomist aslında, gür sakalları olan. sosyal darvinizmi topluma uyarlıyor ve diyorki her sistem kendinden önceki sistemden doğar. feodalizm,kapitalizm,sosyalizm vsvs… ben denizde damla olan bilgilerimle kadını etkileyip sohbeti daha ileri bir aşamaya taşımayı düşünürken, onun sağa sola bakıp nerede olduğunu anlamaya çalışmasını gözden kaçırmışım. açıklama için teşekkürler delikanlı ama inmek zorundayım sana iyi okumalar deyip arkasına bakmadan indi. kalakaldım. o günün devamından söz etmeye hiç gerek duymuyorum çünkü ne dinlediklerimden ne de yaşadıklarımdan zevk aldım. tek isteğim bir kez daha karşılaşmaktı fakat uzunca süre bu isteğim gerçekleşmedi. okuyucularında tahmin edeceği – ve baştaki vecizede vurgulamak istediğim üzere- kadını yavaş yavaş unutuyorum derken yüksel caddesinde yürüdüğüm günlerden birinde tekrar karşılaştım. karşılaştım diyorum çünkü tam üstüme doğru yürüyordu ki bunu sonradan fark ettim. saçlar hala bakırdı, hafif bir göz makyajı ile dolgun dudaklarına sürdüğü kırmızı rujla çok davetkar bir görüntüsü vardı. geniş omuzlar dar kalçalar ve ince bacaklar. eğer sizlerin gözlem gücü iyiyse ve onunla karşılaşsaydınız büyük ihtimalle bir yüzücü veya herhangi bir spor dalı ile ilgilendiğini düşünürdünüz. velhasılı kelam kadını durdurdum. bunu hangi cesaretle, neyime güvenerek yaptım bilmiyorum. ağzımdan bir ’’af edersiniz, beni hatırladınız mı?’’ diye bir cümle çıktı. yüzünü gideceği rotadan ayırıp bana çevirdi.–MARX, dedi. ( gülümsedim. anladım ki hafızası kuvvetli ve aynı derecede espritüel bir kişilik)
-otobüs, dedim bende. otobüste karşılaşmıştık.
–evet, hatırladım dedi.
-zamanınız varsa oturabilir miyiz? diye bir teklifte bulunmadım elbette çünkü bunu yapmak ancak ya bir aptala ya da gerçekliğin sınırları dışında yaşayan birinde anlaşılabilir. nasılsınız , iyi misiniz diye klasik soru sorma faslından sonra ( ki bu en fazlza 1 dakika falan sürdü) kendimi tanıttım. adım ömer bu arada. bende nazlı dedi. aradaki sıcaklığın 25 derece olan havadan mı yoksa bedensel üstü bir etkileşim mi olduğunun farkına varamadım. haftada 3 veya 4 defa mastürbasyon yapan biriyim. düzenli ilişkim olmadı şöyle bir geçmişe bakıp düşününce. süreklilik adına tek bir nokta var bende o da olgun kadınlardan hoşlandığımdan adım gibi eminim. genç kızlar çok toy geliyorlardı, kadın olmaları için en azından hayatlarında iğrenç bir adam ile tanışmış olmaları gerekiyordu bence. yeteri kadar içmeli , yeteri kadar düzüşebilmeliydi bir kadın. olayımıza dönerken hangi cümleleri kuracağımı bunu size en açıklayıcı şekilde nasıl anlatacağıma karar veriyorum bu oyalama cümleleriyle aslında. çünkü biliyorum ki yazmak yaşamanın anca yarısıdır. nazlıya öğrenci olduğumu kahve içip kitabımı okumak için kafeye gittiğimi söyledim ayak üstü. eğer onunda zamanı varsa rica ederek benimle bir kahve içmesini söyledim. gülümsedi. gamzeleri yoktu ama gülünce benim yüzümde de salak bir gülümseme beliriverdi. saatine baktı, bana baktı,çantasına baktı… zihninde neler dolanıyordu acaba. ağzından kararsızlıkla bir tamam,olabilir bende bu niyetle geziniyordum hem yalnız kalmamış olurum hem de kitaptan söz edersin bana dedi. sevinçle karşıladım ve yürümeye başladık. onunla birlikte yürürken çevredekilerin bakışlarının onda toplandığını görüyordum. belirsiz nedeni belli olmayan bir kıskançlk. düşündüm , bu kadar kısa sürede sahiplenme olamazdı. ben ki ilk tanıştığım kızın birine yatma teklif etmiş biri olarak böyle bir şey hissederken bile tuhaf buluyordum kendimi. yürüdük,yürüdük. oturduk , kahveleri istedik. nazlıda daha tanışır tanışmaz hoşuma giden en büyük özellik karşıdaki kişiyi dinlemesiydi. gerçek bir dinleme. tamamen size odaklanıyordu . ağzınızdan çıkan her cümleye, mimik hareketlerinizin her birine. kahveleri yudumluyor,marxtan konuşuyor onu hayata yorumluyor, neoliberal politikalar üzerine konuşuyordum. etkilenmişti. farkındaydım. yaşımı sordu sonra kısa bir duraklama anında. 23 dedim. gözlerime bakıp gülümsedi. bende öyle. siz de 37 veya 38 olmalısınız dedim.
— hayır, bilemedin zeki çocuk! 41 yaşındayım dedi.
-iyiymiş, dedim. ikili ilişkiler arasında yaş benim için ikinci planda bile değildir, yeter ki zihinler uyuşsun. oturup kalktığım birçok insan var ve oldukça olgunlar.
–yaşına göre sende öylesin delikanlı, dedi. ama o zihni bu kadar yorma bu yaşta. aynı zamanda hayattan tat almaya bak. insan bu görüşü hayatın tüm evrelerine yayabilmeli.dedi.
-siz ? dedim. bunu becerebiliyor musunuz?
— belli olmuyor mu şekerim? deyip göz kırptı.
-bunu fark etmemek için kör olmalı insan, af edersiniz dedim.
kahveleri içtik kalktık, tahayyül edeceğiniz veya öyle olmasını istediğiniz gibi olmadı. kadınla bir kahve içme faslından sonra evine gidip yatmadık, sevişmedik ve sabaha kadar seks yapmadım. evet bu en içten dileğimdi. arzuluyordum. dudaklarını öpmeyi, onu yüz üstü uzatıp ayaklarından ense köküne kadar vücudunun her bir noktasını öpücüklerle mühürlemeyi, onunla mükemmel bir ön sevişmeden sonra saatlerce sürecek bütünleşmeyi…
elbet bu olacaktı. içimde bir yerlerde hissediyordum. konuşmalarımız ,buluşmalar sürdü. ilk birkaçı tesadüf oldu ve ikimizde bu tesadüflerden memnunduk. bu tesadüflerin nedeni ise benim sürekli gittiğim kafe ile onun iş yerinin arasındaki uzaklığın çok kısa oluşuydu. sonraları gittiğimde ya onu orda oturup sigara içerken ya da ben gelip oturduktan sonra kapıdan içeri girip beni görünce gülümseyip masama gelişinin verdiği sevinçle buluyordum. 7 aya yakın bir süre aralıklarla oturduk sohbet ettik. o kendi yaşamından söz ediyordu. ben derslerden, sıkıldığım her şeyden kısacası hayattan onun zalimliğinden dem vuruyordum. bir gün yine kafede oturduğumuz sırada arkadaşlardan biri geldi ve ’ömer akşam if’teyiz geliyorsun,unutma ’ deyip arkasına dönüp diğer masaya gitti. nazlı ’vaay’ ekiliyoruz galiba ömerçip deyip güldü. direkt davet ettim. lütfen sende gel, bizimkilerle sıkılırım ben. onlar hoplayıp zıplayıp tepinirler, ben köşede oturup içerim sen de beni yalnız bırakmamış olursun. hem senin için de değişiklik olur, hadi kırma beni’ dedim. ısrarlarıma dayanamayıp tamam dedi. akşamdan hatırladığım if e girip birkaç biri içtiğimiz. sonra nazlıyla ayrılıp passage geçip orda devam ettiğimiz. nazlı 4 biradan sonra yürüyüş zorluğu yaşamaya başladı,fark ettim. çıkalım mı dedim, evet ama dışarıda oturalım eve gitmek istemiyorum canım, dedi. tamam dedim. koluma girdiğinde göğsünün yumuşaklığını sağ kolumda hissettim. o ana kadar, en azından o gece, aklımdan geçirmediğim her şey bir bir zihnimde yerini almaya başlıyordu. nazlıyı seviyor ona saygı duyuyordum. dışarı çıkınca 2 bira daha söyledik. 2 tane daha sonra 2 tane daha. sigaralar bitmiş ortalama 6 veya 8 bira içmiş halde oturuyorduk masada. ikimizinde kafası iyiydi. hesabı o ödedi. teşekkür ettim ve kol kola çıktık. memesinin yumuşaklığı o kadar çok tahrik etti ki beni o an orda çakılıp kalmak istedim. birlikte taksiye bindik , arkaya. ağzından sadece gop,migros gibi iki kelime çıktı. evini bilmiyordum. arabanın viraja girmesiyle başı omzuma eli bacaklarıma düştü . yüzüne baktığımda bir melek kadar olmasa da güzelliğinin bir kere daha farkına varıp ayılır gibi oldum. yol hiç bitmesin istedim o an. o baş hep omzumda, o el hep bacaklarımda olsun. ama uzun sürmedi bu düşünce ki şoförün sesi hayallerimin orta yerine sıçar gibi oldu. cebimdeki 20 lirayı verdim. çıktık. evi sordum güçlükle tarif etti. bilinci hala yerindeydi. anlıyordum onu. eve gidip kendini yatağına atmak istiyordu. 2.kat 3 numara. kilidi tak, kapıyı aç , ışığı yak. evdeyiz. içerisi ferah, iç dizayndan zevkli ve zengin olduğu anlaşılıyor. bir kez daha gurur duydum.
sonra bir ses duydum. nazlı sesleniyordu. ’’üstümü değişip geliyorum, kahve için su koydum başımın ağrısı tutarsa bittim’’ dedi. sustum. geçip oturdum. nazlı elinde iki kahve kupası ile geldi. yanıma oturdu. eşofman, fazlaca dekolteli bir sweetle gelmişti. bunu bilinçlice yaptığını sanmıyorum veya ona duyduğum saygıdan dolayı yakıştırmıyorum belki. kahvelerimizi yudumluyorduk. bitince kupamı sehpaya bıraktım ve öylece boşluğa daldım. kısa süren sessizlikten sonra, nazlının da bardağını bırakıp kanepeye yaslanmış boşluğa bakar vaziyette durduğunu gördüm. alkol nazlı, dedim. alkol , başlama kısmının iğrençliğini azaltır ve gece ikiden sonra çirkin adam ve çirkin kadın yoktur, dedim. gözleri çakmak çakmaktı. gülmüyordu, hareket etmiyordu put gibiydi. o an aklımdan geçen sadece şuydu. onun etli dudaklarını şehvetle öpmek,ısırmak. dilimi ağzının her noktasında gezdirip , dilini ağzıma almak. tüm ıslaklığıyla. kurduğum cümleden sonra ne o tek kelime etti ne de ben. sadece bakışıyorduk. ne olacağı belliydi ve istiyorduk, bedenlerimiz istiyordu. bazen bir şeyleri yapmak gerekir ve yaparsın. doğruluğunu ve yanlışlığını hesap etmeden yaparsın. bunun farkındaydık. tenlerimiz çekiyordu birbirini. dudaklarımız arasındaki mesafe kısaldıkça uzuyor, uzadıkça kısalıyordu. kısaldıkça, yakınlaştıkça yüzlerimiz nefes alış verişinin buğusunu ağzımda hissediyordum, tüylerim diken diken oluyordu. ve o buluşma gerçekleşti. nazik ve narin temaslarla , küçük öpücüklerle başladık. ikimizde ellerimizi kullanmıyorduk henüz. gözlerimi açıp baktığımda hala öpüşüyorduk ve gözleri kapalıydı. bende kapattım ve içimden geldiğince öptüm. öpüşmeler yalamalara, yalamalar sömürüye dönüştü. ağzımı yalamıyor yiyordu resmen. dilini çenemde,yanaklarımda, kulaklarımın içinde ve kulak mememde dolaştırıyor sonra yine merkeze gelip ağzıma sokuyordu. nazlı, mükemmel yiyordu ağzımı. hayat verir gibi. sonra ellerim, kontrolüm dışında karanlıkta yavaşça yüzüne kaydı. yüzünü avuçlarımın arasına aldım ve onun ellerinin de saçlarımda dolaştığını fark ettim. okşamalar biraz daha serleşmeye başladı yalaşırken. saçlarımı çekiyordu. öyle bir sömürüyorduk ki birbirimizi dişlerimiz çarpıyordu arada. ellerim saçlarından omuzlarına ordan hayat dolu memelerine kaydı usulca, belli etmeyi istemeden. yavaşça zaten dışarıya fırlayacak olan memelerinin tekini avuçladım. hafif geri çekildi dudakları sonra daha şiddetli soktu dilini ağzıma. baş ve işaret parmağımla ucunu ezdim acıtmadan. etrafında dolaştım meme ucunun. ’uuhh’ diye küçük bir zevk sesi duydum. ağzımdan boynuma geçmişti. boynumu yalıyordu ve o kadar zevkli ve istekle yapıyordu ki bunu , mutluluk ve zevk iki katına çıkıyordu. bir elim memesinde , boynunu yalarken diğer elim hala saçlarındaydı. aniden durdu. geri çekildi ve yüzüme baktı. parlıyordu gözleri ve ağzı ve yanakları ve çenesi ve boynu parlıyordu. nazlıyı öpmemiş, yalamıştım resmen. ve küçük bir damla halinde iki memesinin arasından süzülen bir tükürük parçası gözüme takıldı azıcık aydınlık salonda. ayağa kalktı elini uzattı, bende öyle yaptım. elimden tutup bir odaya götürdü. ışığı açmadı dolayısıyla yatak odası olup olmadığını anlamadım, hem sorgulamak içinde ne yeriydi ne de zamanı. yatağa itti elleriyle göğsümden iterek. bir anda hırçınlaşmıştı. bu benim nazlım değildi. tişörtümü yukarı sıyırıp göbeğimi yaladı, ordan meme uçlarımı ordan boynumu ve sonunda tekrar tüm vücudunun ağırlığını üstüme vererek ağzımdan öptü. yalaşmaya başladık tekrar. dudakları o kadar dolgun ve öyle tatlıydılar ki kendimi cennette hissediyordum. ölüm aklımın ucundan geçmiyor aksine kendimi ölümsüz hissetmeme neden oluyordu. bu kez ben onu sırt üstü yatırdım. üstündekini çıkardım. aman allahım memeleri karşımdaydı.ve uçları ve uçlarının etrafındaki kahverengilik o kadar orantılıydı ki bir sanat eserinin karşısındaymışım gibi davranmak istedim. boynuna küçük öpücükler kondura kondura omuzlarından sinesine, oradan memelerine indim güçlükle. şimdiden öylesine taş kesilmiştim ki içine girdiğim an boşalacağımı biliyordum. attım bu düşünceyi kafamdan. memesinin etrafında gezdirdim dilimi. başını geriye attı ve bir ’ ıııhhhh’ sesi çıkardı. bir memesini yalayıp yerken, ısırırken ucunu , diğer elim diğer memesini eziyor avuçluyordu. uçları koyu ve sertti, dikleşmişti. ben ısırdıkça , emdikçe nazlı aynı aralıklarla ’ııııhhhh, aaaahhhh, offfffff’ sesleri çıkarıyordu ama bunlar çığlık değil soluk alışverişlerin , heyecanın farklı belirtileriydi ve iniltiler şeklindeydi. zevk aldığı her zerresinden anlaşılıyordu. yılan gibi kıvrılan bedeninden, kalçalarının oynatışından, meme uçlarının sertliğinden ve daha iniltilerinden. diğer memesine geçtim, elleri saçlarımı çekip,bastırıyordu. memelerini büyük bir iştahla yiyordum. nazlı ’ offfffff,ömeeeer, ömeeeeeer, aaaaahhh, yavruuuum, diye fısıldıyordu. dayanamadı sonra saçlarımdan serçe tutup memesiyle ağzım arasında mesafe koydu ve bir hamlede beni altına aldı.elleriyle kemerimi arıyordu.buldu ve söktü.pantolonumun düğmelerini yavaş yavaş, pıt pıt diye açıyordu. dizlerime kadar indirdi. boxer ım hala üstümdeydi.onu da aşağı indirmeden üstten öpmeye başladı. o ana kadar ikimizde konuşmamıştık-onun iniltilerini saymazsak-. fakat yarrağımı boxer ın üstünden emip okşarken nazlı birden konuşmaya daha çok sitem etmeye başladı. bir yandan eliyle avuçlayıp , yarrağımın başını dudaklarını götürürken bir yandan da konuşuyordu. ’ öyle istedim ki bunu, buna öyle hasretim ki, offffff ömerr. elini boxerımdan içeri attı, mantar gibi şişmiş kafası gözüktü önce. görür görmez yarrağımın kökünden kavrayıp başını ağzına aldı. aman allahım, şimdi yazarken bile taş kesilmiş durumdayım. acelesi yoktu, onundum biliyordu. daha da aşşağıya indirdi boxırı ve pantolonla aynı seviyeye gelince yarrağım tüm haşmetiyle gözlerinin önüne serildi. ’mmmmmmm çok iyi , benimsin! diyip taşşaklarımdan kavradı ve dil attı yarrağımın morarmış kafasına. dayanamıyordum, offf, mmmmmffffhhhh gibi inliyordum. kafamı kaldırıp nazlıya baktım bir yandan avuçlamış mastürbasyon yapıyor bir yandan ağzına alıyordu. yarısından fazlasını emiyordu. elimi saçlarına atıp kavradım. yüzüne düşen saçlarını da avucuma alıp yüzünün tamamen açık olmasını sağladım. tecrübeli olduğunu o an anladım. ben saçını kavrayınca elini kavramış olduğu taşşaklarımdan çekti ve kontrolü bana bıraktı. nazlının saçlarından tutup bastırıp ucuna kadar kaldırıyordum. 19 cm yi köküne kadar alamıyordu.yarısından fazlası giriyordu boğazına kadar ve çıkardığımda yarrağımı ağzımdan, hıçkırığa benzer bir ses çıkıyordu istemeden nazlıdan.bir süre yarrağımı sömürttükten sonra kontrolü tekrar ona bıraktım. taşşaklarımı emiyor, dil atıyor kıç deliğimle taşşaklarım arasında kalan bölgeyi emiyor, kökünden başına kadar emiyordu. arada dişlerini geçiriyordu ki bu beni biraz daha tahrik edip, yarrağımın demir gibi olmasını sağlıyordu . saçlarından tutup çektim, dudaklarının etrafı tükürtü. yüz üstü yatağa yatırdım. memelerini emmeye başladım tekrar, gözüm kıllı kadınlığına takıldı. meme uçlarını emerken, ne halde olduğunu yoklamak için elimi aşağıya , ammına kaydırdım.iki parmağımla amının dudaklarını ayırıp orta parmağımı soktuğumda ıslak, cayır cayır yanan bir amın , doyasıya beklediğini anladım. orta parmağımla beraber işaret parmağımı sokup çıkarırken aynı zamanda memelerini parçalıyordum. nazlının iniltileri biraz daha çığlığa dönüşüyordu. offfffff, aaaaaaahhhhh ömeeeeeeerrr,mmmmmmmmmhhhhh, ahhhooooohhhh. bunları dinledikçe deliriyordum. nazlı hafif doğruldu ben hala parmaklıyor ve yalıyordum. elleri bir şey arıyordu ve yarrağımda hissedince anladım.ortasından kavradı bir iki git gel yapıp bıraktı ve amında olan elimi itti. tekrar sikimin ortasından tutup amının dudakları arasında yukarı aşağı fırçaladı, inliyordu. ahhhhhhh, ömerrr içimde istiyorum onu, offf. hala fırçalayıp konuşuyordu. sokmuyordu bir türlü. tadını ala ala becertiyordu kendini. kafasını daldırıp çıkartıyordu, ağırlığımı birden üstüne verince amının derinliklerine kaydı ve nazlıdan bir ahhh yükseldi. şimdi elini çekip, bu kez her iki eliyle kalçalarımdan bastırarak , ben gidip gelirken, daha derinlere girmesini sağlıyordu. tırnaklarını kalçalarıma geçirmesi beni çıldırtmıştı. yarısını sokup çıkarıyordum, çok dar değildi amı fakat uzun süre ilişkiye girmediğinde veya benimkinin uzun ve kalın olmasından olsa gerek dolduruyordu içini. amının çeperlerinin yarağımın her santimini sardığını hissediyordum. kafasına kadar çıkarıp sokuyordum. yavaşça. delirtiyordum nazlıyı ve deliriyordum. gidip gelişlerim hızlandı ve tırnakları hala götümü tırmıklıyordu. ömeerr, hadi hızlan, nolur yavrum , hızlaan, offfff, aaaaahhh, uuuuhhfffff, evet daha hızlı, işte böyle evet , aaaahhh dedikçe yarağımı kompresör gibi sokup çıkarıyordum. odada nazlının ah ve ohlamaları ile taşşaklarımın onun götüne çarpışlarının sesi dışında tek bir ses yoktu. bende inliyordum amcığına sokup çıkarırken. önce onun boşalmasını istiyordum. nazlı, kadınım diyip köklemeye devam ettim. yarrağımın tamamı giriyordu , bacaklarını ve götünü bir yukarı kaldırarak sikimin tamamen , dibine kadar girmesini sağlamıştı nazlı.bacaklarını belime doladı, kitledi resmen. üzerine abandım.o an bir kamera olsaydı büyük ihtimalle nazlının göt deliğini ve onun ammını delip geçen yarrağımı çekerdi büyük ihtişamıyla. nazlının elleri, tırnakları sırtımdaydı. batırdıkça, konuşuyordu ve konuşmaları hızlandıkça boşalmasının yakın olduğunu anlıyordum. bende boşalmak üzereydim fakat tutuyordum kendimi onunla aynı anda patlayabilmek için. hızlandım,olabildiğince. memelerini ısırıp elimle klitorisine masaj yaptım onu sikerken. deli gibi sokup çıkarıp , emiyor okşuyordum . nazlı aahhh , ömer , ömer , sik , sik, sok dibine kadar, dibime vur, hadi, aaahh, ahhh daha hızlı. offf, aaahhh evet, evet aaaahhhh sok yarrağını, parçala amımı hadi, hadi aaaaahhhhh diyip bir anda sessizleşti.5-6 saniyelik sessizlikten sonra birden bacakları titremeye, başı geriye doğru gerilmeye başladı. bağırdı ama o bağırış baldırlarının dalgalanışı gibi dalgalıydı. mükemmel bir orgazm yaşıyordu. ve bende boşalmak için hala sokup çıkarıyordum. ahh, ağğğhh, oğğğggghhh nazlı, nazlı geliyorum, ağğğhh, oooooohhhhhhhh çekip patladım. nazlı öyle bir geçirdiki tırnaklarını o an , intikam alır gibiydi benden. ben köklüyordum, o tırnaklarıyla intikam alıyordu. nazlı, mükemmel kokuyordu…
devamı gelecek, emin olabilirsiniz.
ve bu hikayeyi okuyan gerçek olgun kadınlar vardır mutlaka biliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir